Ne 3194 sayılı İmar Kanunu’nda ne de 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’nda adı ve tanımı bulunmayan bu yapılaşma biçimi; yıllar boyunca görmezden gelinmiş, denetlenmemiş, hatta elektrik ve su gibi altyapı hizmetleri sağlanarak fiilen meşrulaştırılmıştır. Bugün ise aynı alanlar “kaçak yapı” gerekçesiyle yıkım tehdidiyle karşı karşıyadır.
Bu noktada temel soru şudur:
Devletin tüm idari mekanizmalarını elinde bulunduran yönetim iradesi bugüne kadar neredeydi?
5403 sayılı Kanun yeni değildir. Yönetmelikleri, uygulama esasları ve yetki alanları yıllardır açık ve nettir. Hangi alanlarda ne yapılabileceği, hangi yapıların mümkün olduğu ve izin süreçlerinin hangi kurumlar tarafından yürütüleceği kanunla belirlenmiştir.
Buna rağmen bugün süreç bakanlık eliyle yıkım aşamasına geldiyse, sorumluluğun tamamının vatandaşa yüklenmesi ne hukuken ne de vicdanen kabul edilebilir.
Bu süreçte şu soruların cevabı verilmelidir:
Araziler bölünürken ilgili kurumlar neredeydi?
Satışlar yapılırken neden müdahale edilmedi?
Elektrik ve su bağlantıları yapılırken hangi denetim mekanizmaları işletildi?
Vatandaş birikimini bu alanlara yatırırken neden sessiz kalındı?
Ortada iki temel gerçek vardır.
Birincisi, tarım arazilerinin korunması zorunludur.
İkincisi, bu alanlarda oluşan yapılaşma yılların denetimsizliği ve bilinçli siyasi tercihler sonucunda ortaya çıkmıştır.
Dolayısıyla mesele yalnızca “kaçak yapılaşma” değil, gecikmiş ve tutarsız bir devlet refleksidir.
Ülkemizde ne yazık ki fiili bir yönetim anlayışı oluşmuştur:
Önce görmezden gelinen, sonra büyümesine izin verilen, ardından cezalandırılan ve nihayetinde siyasi konjonktüre göre affedilen bir süreç.
Bu anlayış ne hukuk devletiyle ne de kamu yönetimi ilkeleriyle bağdaşmaktadır. Bu, sorumsuzluğun kurumsallaşmış halidir.
Bizim yaklaşımımız nettir.
Tarım arazileri korunacaktır.
Plansız yapılaşmaya izin verilmeyecektir.
Ancak vatandaş üzerinden gecikmiş devlet refleksi uygulanamaz. Devletin asli görevi sonradan yıkmak değil, baştan doğruyu planlamak, denetlemek ve uygulamaktır.
Bu nedenle çözüm, yasak–ceza–af döngüsünde değil; planlı, denetimli ve sürdürülebilir modellerdedir. Dünyada örnekleri bulunan, insanların doğayla temas ve üretim ihtiyacını gözeten, mülkiyet değil kullanım hakkı esaslı bir sistemin hayata geçirilmesi zorunludur.
Bugün yıkım kararı almak kolaydır.
Zor olan; zamanında planlamak, zamanında denetlemek ve kanunu zamanında uygulamaktır.
Biz kolay olanı değil, doğru olanı savunuyoruz.

YAVUZ AĞIRALİOĞLU: KAMUDA LALE-SÜLALE DÖNEMİNE SON VERECEĞİZ
Sadıkoğlu: Savaş Hali Hammadde ve Enerji Maliyetini Arttırdı
Vali Seddar Yavuz’un Katılımıyla Kütüphane Açılışı Gerçekleştirildi





