ANADOLU MEDYASININ 15 TEMMUZ SINAVITarih, sadece meydanlarda tankların önüne göğsünü siper edenleri değil; o karanlık geceyi aydınlığa kavuşturmak için kalemiyle, mikrofonuyla, kamerasıyla barikat kuranları da yazdı.
15 Temmuz 2016 günü, biz Anadolu yayıncıları için Ankara’da, devletimizin tam kalbinde başlamıştı.
Hiçbir şeyden habersiz, Anadolu Yayıncıları Derneği olarak dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım ile verimli bir toplantı gerçekleştirmiştik. Toplantının ardından Konya’ya dönüp günlük programımıza devam ettik. Ancak akşam saatlerinde havada tarifi imkansız, ağır ve ters giden bir şeylerin kokusu vardı. Çok geçmeden haber merkezlerine ilk sıcak görüntüler düşmeye başladı: İstanbul’da köprüler tutulmuş, geçmeye çalışan masum vatandaşlara sert müdahaleler yapılıyordu. Zaman daraldıkça, belirsizlik yerini acı bir gerçeğe bıraktı. Başbakan Binali Yıldırım’ın televizyon ekranlarına telefonla bağlanarak, "Bu bir kalkışmadır" açıklamasıyla şüpheler yerini büyük bir öfkeye ve sorumluluğa bıraktı.
O tarihi kırılma anında Anadolu medyası olarak bir saniye bile tereddüt etmedik. Anadolu Yayıncıları Derneği Başkanımız Sinan Burhan ve Kon TV Genel Yayın Yönetmeni Nurettin Bay’ın o kararlı sesi halen kulaklarımdadır: "Herkes yayına geçsin!"
Bu talimat, Anadolu’nun dört bir yanındaki yerel medyanın adeta seferberlik emriydi. Büyük holdinglerin, dev bütçeli kanalların ne yapacağını şaşırdığı, tereddüt ettiği o kritik dakikalarda; Anadolu’nun yerel radyoları, televizyonları, internet siteleri ve gazeteleri milli iradenin sesi olmak için gözünü kırpmadan yayına girdi. Hainlerin kurşunları sokaktaki silahsız vatandaşlarımıza yöneldiği sırada bizler ekran başında, mikrofon arkasında milli duruşun kalesi olduk.
Herkes Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “meydanlara çıkın” çağrısını bir haber kanalının canlı yayınında Hande Fırat’a yaptığını bilir ama hakikat öyle değildir. Cumhurbaşkanının ilk çağrısı Kontv stüdyolarında, Anadolu kanallarında gerçekleşti. Cumhurbaşkanının Anadolu Ajansı’na yaptığı ilk çağrı Fetöcü çetelerce engellenmişti. Ancak bir duyarlı vatandaş ajansa yapılan açıklamayı cep telefonuna kaydederek Kontv’ye ulaştırmıştı. Bu tarihi çağrı anında Anadolu Kanallarının ortak yayınında yayınlandı. Bu yayın ilk işaret fişeğiydi. Anadolu kanallarının gecenin zifiri karanlığını delen bu işaret fişeğinin arkasını millet getirdi. Ve bunun ülkedeki ilk yayın olduğu TBMM tarafından tescillenerek ödüle layık görüldü.
Bu asil millet, liderini, "Reis"ini yalnız bırakmadı. Yaşlısıyla, genciyle, kadınıyla, erkeğiyle milyonlar sokaklara aktı.
O gece meydanları dolduranlar, kaçacak delik arayan korkaklara inat; "Biz insanız, bir kere ölürüz, o da adam gibi olur!" diyerek tankların üzerine yürüdü. Ölümün üzerine, sanki şölene gider gibi koşan, canını vatanına siper eden sarsılmaz bir ruh vardı sokaklarda. Ecelini göğsünde madalya gibi taşıyan bu asil millet, tankların paletlerine, helikopter mermilerine karşı sadece göğsündeki imanla durdu ve hainlere geçit vermedi.
İşte o gece Anadolu medyası, canı pahasına sokakta ölüme meydan okuyan bu yiğit milletin çığlığı ve hakkın sesi oldu. Hainlerin TRT’yi basıp korsan bildiri okuttuğu saatlerde, yerel medyanın dik duruşu darbecilerin algı operasyonunu yerle bir etti. 15 Temmuz, sadece askeri bir darbe girişiminin bastırılması değil; Anadolu basınının rüştünü ispat ettiği, canı pahasına vatan savunmasında en ön safta yer aldığı şerefli bir imtihandır.
O gece "adam gibi ölmek" için bir saniye bile düşünmeden şehadete koşan 251 şehidimizi rahmetle anarken, gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. Bizler o gün Ankara'da Başbakanımızla beraberdik, akşamında Konya'da teyakkuzdaydık, gece ise ölümü öldüren tüm Anadolu ile birlikte meydanlardaydık.
Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız








