reklam reklam
ALTIN
 6.717,48
DOLAR
 45,7245
STERLİN
62,1444
EURO
 53,5520
reklam

  Gazetecilik mesleği bizlere her gün yüzlerce hikaye fısıldar. Kimi akıp gider zamanın acımasız dişlileri arasında, kimi ise gelir yüreğinizin tam ortasına oturur; ne kelimeler yetebilir onu anlatmaya, ne de susmak çare olur. Geçtiğimiz cuma günü Malatya’da, bir alışveriş merkezinin önünde kurulan o üç günlük kermeste, ben sadece el emeği ürünlerin satıldığı tezgahlar görmedim. Ben orada; zamanın parmaklarının arasından kayıp giden bir evladın yaşama tutunma çabasını, bir annenin gözyaşını sabırla içine akıttığı şefkatini ve bir babanın çaresizliği heybetli bir cesarete dönüştüren o vakur, o bükülmez duruşunu gördüm.

 

Bahsettiğim can, SMA Tip 3 hastası evladımız, gözbebeğimiz Halil İbrahim Çoban

 

Hepimiz biliyoruz; SMA sadece bedeni değil, ruhları da hırpalayan, tedavisi dünyanın en pahalı, en ulaşılmaz labirentlerine çıkan amansız bir hastalık. Sağlık Bakanlığımızın son dönemde bu konuda attığı adımlar, kucak açtığı tedaviler kuşkusuz yüreklere su serpiyor, çok kıymetli. Ancak bu çocukların takvimi bizimkinden farklı işliyor; onların kum saati daha hızlı akıyor. Valilik onaylı kampanyalarla, damlaya damlaya göl olmaya çalışan o yardımlarla, dağ gibi büyüyen bütçelere ulaşmak için adeta bir mucize aranıyor.

 

İşte o mucizenin peşine düşen iki yüreği, mesleğimin bana verdiği o sessiz gözlemci kimliğiyle uzaktan izledim üç gün boyunca. Hava Malatya sıcağında adeta ateşe kesmişken, nefes almanın bile ağır bir yük olduğu o kavurucu günlerde, bir dakika bile soluklanmayan iki insan kazındı hafızama: Anne Elif Çoban ve Baba Ercan Çoban.

 

Bir an için durun ve kendinizi onların yerine koyun... Bir tarafta gözünüzün önünde günden güne, mum gibi eriyen, "Anne, baba beni bırakmayın" der gibi yüzünüze bakan canınızdan bir parça... Diğer tarafta ise onun yeniden koşabilmesi, nefes alabilmesi için gereken ama kendi imkanlarınızın binlerce, milyonlarca kat üzerinde olan o devasa meblağ. Bu dünyada bir anne ve baba için bundan daha ağır bir imtihan olabilir mi?

 

İşte bu kermes, o imtihanın en yalın, en can acıtan sahnesiydi. Günlerin biriken uykusuzluğu, evladını kurtarma telaşının verdiği o amansız yıpranmışlık ve sıcağın acımasız yüküyle Elif annenin bedeni daha fazla dayanamadı... Yorgunluktan bitap düşerek orada, tezgahın başında ufak bir kaza geçirdi, yere yığıldı. O an etraftaki herkesin yüreği ağzına geldi. Ben o an anladım ki; bir annenin evladı için verdiği savaş sadece zamana karşı değil, kendi canına, kendi bedeninin son sınırlarına karşıymış. Kendini hiçe sayan bu kutsal feryat, Ercan Bey’in gözlerindeki o kırılmaz, o mağrur baba cesaretiyle birleşince, insanlığın hala ne kadar asil kalabildiğini gösterdi hepimize.

 

Ama Çoban ailesi o yangın yerinde yalnız değildi. O kermes alanında içimi umutla, gözlerimi yaşla dolduran bir şey daha vardı: Gönüllülerin o muazzam, o hesapsız dayanışma ruhu.

 

Sanki kendi evlatları hastaymış gibi çırpınan, gözünü tezgahlardan ayırmayan gönüllü ablalar, abiler vardı. Hele bir emekli öğretmen ablamız vardı ki, ömrünü adadığı o kutsal kürsüsünü bu kez Halil İbrahim’in yaşam tezgâhına, onun hayata tutunma tahtasına dönüştürmüştü. Bir saniye bile durmadı, bir an bile "yoruldum" demedi. İşte bu birlik ve beraberlik, bu "biz" olma duygusu, dünyadaki tüm hazinelerden daha büyüktür.

 

Belki o gün beklenen kalabalıklar gelmedi, belki arzu edilen o büyük katkı tam anlamıyla sağlanamadı; binlerce insan sadece gelip geçti o tezgahın önünden. Ama orada, Malatya’nın tam kalbinde yakılan o umut meşalesi asla sönmeyecek.

 

Malatya; acıyla sınanmış, depremlerle yıkılmış ama her defasında birbirinin elinden tutarak ayağa kalkmayı başarmış, dayanışmanın kitabını yazmış bir şehirdir. Şimdi bu kadim şehrin, bu güzel insanların vicdanına yalın bir sesle haykırıyoruz: O kermes alanında yorgunluktan yere yığılan Elif annenin şefkatini, omuzlarındaki dünyayla dimdik durmaya çalışan Ercan babanın cesaretini yarı yolda bırakmayalım. Halil İbrahim’in elinden tutmak, sadece bir çocuğa yardım etmek değil; kendi insanlığımıza, geleceğimize ve vicdanımıza sahip çıkmaktır.

 

Gelin, bu fedakar anne ve babanın sessiz çığlığına, gözyaşına hep birlikte ortak olalım. Çünkü Halil İbrahim’in yürüyeceği o umut dolu yollar, bizim birlikteliğimizle, bizim merhametimizle örülecek.

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
reklam
reklam