KARA GÜN 12 EYLÜL: SAĞCISIYLA SOLCUSUYLA BİR ÜLKENİN YARA ALDIĞI GÜN
Bazı tarihler vardır… Takvim yaprağında yalnızca bir gün olarak durmaz. Bir milletin hafızasına kazınır, yıllar geçse de silinmez.
Türkiye'nin yakın tarihindeki en karanlık günlerden biri.
O gün yalnızca siyaset susturulmadı.
Meclis kapatıldı, siyasi partiler kapatıldı, binlerce insan gözaltına alındı, tutuklandı. İşkenceler, yasaklar ve ağır hak ihlalleriyle toplumun üzerine büyük bir korku çöktü.
Ve en acısı…
Sağcı da asıldı, solcu da.
Birbirine yıllarca karşı cephelerde duran gençlerin kaderi, darağacının altında aynı acıda birleşti.
Bir tarafta Mustafa Pehlivanoğlu…
Diğer tarafta Erdal Eren…
İsimler değişti.
Siyasi görüşler değişti.
Ama geride kalan anne-babaların gözyaşları değişmedi.
Bir annenin evladını kaybetmesinin sağcısı, solcusu olur mu?
Bir babanın oğlunun ardından yüreğinin yanmasının ideolojisi olur mu?
Acının rengi yoktur.
12 Eylül'ün bize bıraktığı en büyük derslerden biri belki de budur.
---
BİR NESLİN HAYALLERİ YARIM KALDI
1980'e giden yıllarda Türkiye, siyasi çatışmaların, ekonomik sıkıntıların ve toplumsal gerilimin içinde savruluyordu.
Gençler birbirine düşman edilmişti.
Sağ ve sol…
İki kelime, milyonlarca insanın hayatını belirleyen sert bir ayrım haline gelmişti.
Oysa o gençlerin çoğu henüz hayatının baharındaydı.
Kiminin üniversite hayalleri vardı.
Kiminin sevdiği bir insan…
Kiminin ailesine kavuşma özlemi…
Kiminin cebinde geleceğe dair küçücük bir umut…
Sonra bir gün bütün bu hayallerin üzerine darbe gölgesi düştü.
12 Eylül geldi.
Ve Türkiye yıllarca sürecek ağır bir travmanın içine girdi.
---
DARAĞACINDA SAĞ-SOL YOKTU
12 Eylül döneminin en acı sayfalarından biri idamlardı.
İnsan hayatının geri dönüşü olmayan bir şekilde sona erdiği o darağaçlarında artık sloganların, siyasi kamplaşmaların hiçbir anlamı yoktu.
Orada sadece bir insan vardı.
Bir evlat…
Bir kardeş…
Bir arkadaş…
Bir annenin çocuğu…
Ve geride kalan bir aile.
İdam edilenlerin ardından yıllarca süren bir sessizlik yaşandı.
Bazı aileler çocuklarının mezarına giderken bile konuşmaktan çekindi.
Bazıları evladının adını yüksek sesle söylemeye korktu.
Bazıları ise yıllarca “Acaba başka türlü olabilir miydi?” sorusuyla yaşadı.
---
BUGÜN BİZE DÜŞEN GÖREV
12 Eylül'ü konuşurken mesele yalnızca “Kim haklıydı?” sorusuna indirgenmemeli.
Asıl soru şudur:
Bir daha böyle bir Türkiye yaşamamak için ne yapmalıyız?
Siyasi düşüncesi ne olursa olsun insanların yaşam hakkına, özgürlüğüne ve hukukuna sahip çıkmak zorundayız.
Çünkü demokrasi sadece bizim gibi düşünenlerin özgür olması değildir.
Demokrasi, bizden farklı düşünen insanın da özgürce yaşayabilmesidir.
Bugün sağcı ile solcunun, muhafazakâr ile demokratın, farklı siyasi görüşlere sahip insanların birbirine düşman olması yerine aynı ülkenin insanları olduğunu hatırlaması gerekiyor.
Çünkü bu ülke, kardeş kavgasından çok şey kaybetti.
---
12 EYLÜL'Ü UNUTMAYALIM AMA NEFRETİ DE MİRAS BIRAKMAYALIM
12 Eylül'ü unutmamak gerekir.
Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar aynı hataları yeniden yapabilir.
Ama geçmişi hatırlamak, geçmişin nefretini bugünün çocuklarına taşımak anlamına da gelmez.
Biz çocuklarımıza;
“Sen sağcı ol, o solcu.”
demek yerine,
“Sen önce insan ol.”
diyebilmeliyiz.
Çünkü bu ülkenin gençlerinin birbirine düşman olmaya değil, birlikte geleceği kurmaya ihtiyacı var.
12 Eylül'ün karanlığından çıkarılacak en büyük ders belki de budur:
Bir ülkeyi ayakta tutan şey birbirimize benzeyişimiz değil, farklılıklarımızla birlikte yaşayabilme irademizdir.
Bugün 12 Eylül…
Kara bir gün.
Ama o karanlığın içinden bir ders çıkarabilirsek, geçmişte kaybettiğimiz insanların hatırasına en büyük saygıyı da böyle göstermiş oluruz.
Sağcısıyla…
Solcusuyla…
O darağaçlarında kaybettiğimiz bütün gençleri rahmetle anıyorum.
Ve bir daha hiçbir annenin, hiçbir babanın evladının ardından siyasi bir kavganın bedelini gözyaşlarıyla ödemediği bir Türkiye diliyorum.
12 Eylül'ü unutma Türkiye…
Ama geçmişin acısını geleceğin düşmanlığına dönüştürme.
Çünkü hepimiz aynı toprağın evlatlarıyız.
Vesselam....
Yorumlar 0
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
